Mimar Birgül Yavuz şöyle diyor: “Mimarlık ve sinema mekanı dolduran iki sanattır. İkisi de bizi mekanların arasında tutabildikleri sürece başarılı sayılırlar.” Gerçekten de Ridley Scott’ın Blade Runner’ında ya da Fritz Lang’ın Metropolis’inde çizilen gelecek-kentler’den, Manhattan yaşamından kesitler sunan Sex and the City adlı televizyon dizisine kadar, sekizci sanatın başarılı örnekleri, izleyicilerini sinema salonlarında ya da televizyonlarının başlarında tutuyorlar. Peki mimarlık ve sinema ne kadar içiçe geçebilen iki disiplin? George Lucas ve Steven Spielberg gibi Hollywood film makinesinin iki önemli aksı, kendilerini mimar olarak nitelendirmekte ne kadar haklılar? 
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Araştırma Görevlisi Bahar Aksel’e göre “sinema ile mimarlığın en önemli ortak noktaları bir fikri yoktan var etmeleri ve her açıdan kurgulayarak pek çok parametreyi düşünerek yaratmaları.” Aksel ayrıca Sinemanın hayatı yansıttığın belirtirken sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Mimari mekanlar ve kentler de hayatın içinde aktığı sahne diyebiliriz. Aslında zaten iç içeler, ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil.” Mimar Birgül Yavuz da “mimari ve kentsel çevrenin, filmin mizacını ve pozisyonunu ortaya koyduğunu” vurguluyor.


0 Comments:
Post a Comment